...

Mersin'in 'Kültürhane'si
Mersin Üniversitesi, barış bildirisinin kamuya açıklandığı Ocak 2016'dan itibaren akademisyenleri seri olarak işten çıkartmaya başladı. Üniversiteden atılarak ihraç edilen imzacılardan Kamu Yönetimi öğretim üyesi Ulaş Bayraktar, 10'un üzerinde imzacının - yani tüm imzacıların yaklaşık yarısının - ihraç edilerek pasaportları iptal edilmeden Türkiye'den çıktığını anlatıyor. Sonuçta imzacı 21 akademisyenin tümü Nisan 2017'de yayınlanan KHK ile ihraç edildi.

Ülkeden çıkmak zorunda kalan akademisyenler geriye, yanlarına alamadıkları, çoğu sosyal bilimlerden binlerce kitap bıraktı. Bayraktar, iki diğer imzacı akademisyen ve bir aktivist arkadaşları, kolilerde bekleyen bu kitaplarla ne yapabileceklerini konuşmaya başladıklarını anlatıyor. Çok fazla akademik tartışma yaşanmıyor, hızlıca bir yer kiralayıp kütüphane kurmaya karar veriyorlar. Planlarına bir kafe ve kültür merkezi de eklemleniyor ve on gün içinde hayallerindeki mekanı buluyorlar.

Mekan kolektif bir çabanın ürünü; tasarımını mimar bir arkadaşları üstleniyor, masrafların çoğu internet üzerinden bir kitle fonlaması kampanyasıyla karşılanıyor ve Kültürhane Eylül 2017'de açılıyor.


Yurt dışına çıkan imzacı akademisyenlerin bıraktığı binlerce kitap, Kültürhane'nin kütüphanesinde yerlerini buldu


Haftanın yedi günü açık olan mekan, şimdiden akademik panelden sinema gösterimine, Mersin Oda Korosu konserinden yetişkinler için bisiklet kursuna çok sayıda etkinliğin düzenlendiği işlek bir kültür merkezi haline gelmiş.

Kütüphanelerinde 8 binin üzerinde kitap; uygun fiyatlı ve geniş kafelerinde Meksika'daki Zapatista kooperatiflerinden kahve, Hopa Çay Kooperatifi'nden çay var. Bir de gıda kooperatif girişimi kurmuşlar, amaç yerel üreticileri tüketicilerle buluşturmak - ihraç edilen bir akademisyenin yumurtalarını bile satın almışlar. Bayraktar, Mersin'in sıcak yaz günlerinde klimalarının da mekanı çalışmak için kullanan öğrenciler için önemli bir artı olduğunu gülerek itiraf ediyor.

Polis de Kültürhane'nin aktivitelerine ilgi gösterenler arasında. Bayraktar, polisin kendileriyle ilgili bir dosya açtığını bildiklerini söylüyor: "Çok araştırmalarına gerek yok, yaptığımız her şey Youtube'da." Üniversitede öğrencilere Kültürhane'nin izlendiğini söylendiğini, oraya gitmemeleri yönünde uyarı yapıldığını da duymuşlar.

"Buraya gelen herkes bizim görüşlerimizi paylaşmıyor, farklı politik görüşler ve sosyal çevrelerden çok insan geliyor" diyor Bayraktar. "Ben kamudan kamuya ihraç edilmek diye tarif ediyorum bu süreci. Kamu yönetimi alanında çalışan bir kamu personeliyken ihraç edildim, ama yine kamunun içindeyim. Hatta 10 yıllık akademik kariyerimde tanımadığım, temas etmediğim hemşehrilerimle Kültürhane'de tanıştım. Burası umudun hala hükmü olduğunun kanıtı, öfkeyle, nefretle değil, inadına umutla bağırmaya çalışan bir mekan."

1980'de henüz beş yaşındayken, orduda yüzbaşı olan babası, PKK tarafından öldürülmüş. "Bizim yaşadığımızı başka ailelerin de yaşamaması için o bildirgeyi imzaladım" diyor.

Ekolojiden kadın hareketine Gezi Parkı'nda bir araya gelen müşterekleri çok önemsediklerini, bunu örgütlenme yollarının geçerli ve güncel olduğunun teyidi olarak okuduklarını anlatıyor. Paylaşma ekonomilerinden, müşterek grupların bir araya gelebileceği ortak mekanlar kurmaktan, üretim ve tüketim kooperatiflerinden bahsediyor, illa bir sendika veya siyasi partide değil, gündelik hayatın içinde kurgulanabilen, tabandan ve anti hiyerarşik örgütlenme pratiklerinden ve "gözden kaçan noktalar üzerinde" siyaset yapmaktan... "Yeni bir dil geliştirmeye çalışıyoruz" diyor.

Planları daha da genişlemek, hem Türkiye'den hem de ülke dışından akademisyenleri panellere davet edebilmek gibi hedefleri için kitlesel fonlama kampanyaları devam ediyor.

...